Why, did you kill that poor old man?

20 Ağustos 2009 Perşembe

Gözlerinin etrafındaki çukurlar derin, yutuyor beni.
-Yaşlı, çok yaşlı- Elleri birbirine geçmiş çubukların üstüne gerilmiş, sararmış birer parşömenden ibaret.
-Öldürmesem zaten ölecekti- Zor ayakta duruyor, romatizması da bu konuda hiç yardımcı olmuyordu doğrusu. Merhaba diyen sesim çalındı kulağıma.
-Konuşmayacaktın, salak, böyle yapamadığını biliyorsun- Sevecendi bakışları, içeri davet etti, reddedemezdim. Daha mı iyi olurdu evin içinde olması? Karar veremedim. Zaten olan olmuştu. O anda garip bir durum oldu. Ayağı takıldı.
-Yo, hayır, böyle olmamalı- Atıldım, çok geçti, yine olan olmuştu. Yürüdüm sokaklarda.
-Ne zaman kendi hayatımın kontrolünü elimde tutabileceğim?-
Yanlış soru.

Sırada ne var?

19 Ağustos 2009 Çarşamba


Evet, kaçıranlar ve yeniden izlemek isteyenler için, bi miktar hayat. Ani bi kararla bu blogu açmamın sebebi ne yazmaya karşı olan istidatım, ne etrafımdaki her genç bünyenin bir anda blog açmaya meyletmesi, ne de küçüklükten beri tek yapmak istediğim şeyin bu olması. Uf böyle uzun cümleler kuracaksam hiç olmaz ki, ben bile sıkıldım kendimden. Yalan söyledim. Uzun cümleler kurmayı seviyorum. Eee şimdi n'olacak? Kendi içinde bile huzuru bulamamış bu genç bayan sana ne verebilir ki, her gün okumak isteyesin, yeni bişey yazılmış mı diye kontrol edesin? İşin doğrusu, tek verebileceğim şey ilham olacaktır sana. Burda gördüğün bi kelimeden, bi söz öbeğinden serbest çağrışımlar silsilesiyle çok güzel şeylere ulaşabilirsin. Tabi bu sadece bi olasılık. Nasıl ki Quantum Cafe'de bir bardak portakal suyu istediğinde, gerçekten portakal suyu alma olasılığın çok çok küçükse, bu blogdan keyif alma olasılığın da aynı oranda pek küçük. Ama yok değil. Bu noktada Einstein'a saygılarımı ileterek kendisiyle aynı fikirde olmadığımı belirtmek isterim. Zira Tanrı zar atar bence, niye derseniz, eğlencelidir. Halbuki her şeyi bilmek ne zaman eğlenceli olmuştur ki, zamanın taa ötesinden gelen varlığı boyunca? Saçma.